Cayirova Semt Pazarı: Hangi Gün? Bir Anı Peşinde…
Hayatımda pek çok yer var ki, bir daha asla gitmeyeceğimi düşündüm. Ancak bazı yerler vardır; bir kez gitmiş, bir daha gitmeye karar vermişsinizdir. Oysa sonra, düşündüğünüzün aksine, bir şekilde o yere tekrar dönmek istersiniz. Çoğu zaman, bu dönme isteği; yerin kendisi değil, oraya duyduğunuz o duygusal bağla ilgilidir. Cayirova semt pazarı da benim için işte böyle bir yerdi. Hangi gün?
O anı hatırlıyorum, Kayseri’deki rahat ama derin sessizliğimi terk edip, İstanbul’a doğru yola çıktığım günü. Genç bir delikanlıydım, kendimi keşfetmeye çalışıyordum. Ve bir gün, bir arkadaşım bana, “Cayirova semt pazarı hangi gün? Gidip görmek ister misin?” diye sormuştu. Benim için o sorunun cevabı, aslında sadece bir pazarın hangi günde olduğunu öğrenmekten çok daha fazlasını ifade ediyordu.
O İlk An
Bazen, hayat beklemediğimiz bir anda, beklemediğimiz bir şekilde bize kendini gösterir. İşte ben de o ilk anı hiç unutmayacağım. O pazarın bir sabahında, İstanbul’un yoğun, boğucu havasında, şehre adımımı attığımda hissettiğim o karışık duyguları bir türlü açıklayamıyorum. Geriye dönüp bakınca, sadece pazara gitme fikrinin bana hissettirdiği heyecanı hatırlıyorum.
Evet, pazarın günüydü; ama ondan daha önemlisi, her şeyin bir anlamı olabileceği fikrinin bende yaratacağı değişimdi. O pazar, hayatımın dönüm noktalarından biri gibi gelmişti. Sabahın erken saatlerinde, pazara girmeden önce gözlerim yavaşça kapanıyordu. Çünkü, bazı şeyler bir bakışla görülür. Derin bir huzur var orada. Fakat bu huzur da yavaşça kayboluyor. İşte bu yüzden o sabah bir hayal kırıklığına uğramıştım, “Pazar neden bu kadar erken açılıyor?” diye düşündüm.
Pazara İlk Giriş
Cayirova semt pazarının kapısından adımımı attım ve anında kalabalığın ve pazarın sıcaklığını hissettim. Çeşit çeşit meyve ve sebzeler, her biri birbirinden canlı, taze ve göz alıcıydı. Arka planda bir pazarcının sürekli yüksek sesle, “Al, al, en taze!” diye bağırdığı sesini duymak; o kadar sıradan, o kadar normal geliyordu ki. Ama bir yandan da her şeyin ne kadar özel olduğunu düşündüm. Hayatın bazen tam da böyle olduğunu kabul etmek gerek.
Bazen herkesin bildiği, sıkça gördüğü şeyler, bir anda yeni bir anlam kazanabilir. Pazarın kalabalığında ilerlerken, yanımdan geçen yaşlı kadının gülümsediğini fark ettim. Bazen bir gülümseme, insanın hayatındaki en değerli şey olabilir. Ve o an, pazarın ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Bunu, gözlerimden okuyabiliyordum. Bazen insanlar, sadece bir bakışla bile size ne hissettiklerini verebilirler.
İşte o an, pazarda dolaşırken hissettiğim ilk şey, beni derinden etkileyen bir yalnızlık duygusuydu. Herkes kendi dünyasında yaşıyor gibiydi; fakat bu kalabalığın içinde, hiç kimse birbirine gerçekten yakın değildi. Herkes kendi alışverişini yapıyor, kendi işine bakıyordu. O yüzden, pazarın bir yerden sonra, bir noktada bana hissettirdiği hayal kırıklığı sadece bir düşünceye dönüştü.
Hayal Kırıklığı ve Umut
Pazarın derinliklerinde, her şeyin güzel ve anlamlı olduğunu fark ettiğimde, bir yandan da bir şey eksik gibiydi. İleriye doğru adım attım. Kalabalığın ve karmaşanın içinde kayboluyordum. Kendi içimde bir boşluk hissi oluşmuştu. Ama yine de, Cayirova semt pazarı bana sadece hayal kırıklığı değil, aynı zamanda bir umut da sunuyordu.
O anda, pazarda dolaşırken, ilerideki bir tezgahta satılan çiçekleri fark ettim. Çiçeklerin parlak renkleri, bana hayatın ne kadar güzel olduğunu hatırlatıyordu. Zihnimde bir düşünce belirdi: “Bu kadar çiçek, bu kadar renk… Eğer bir tek çiçek bile satılmıyor olsaydı, belki de pazarda her şey bu kadar güzel olmayacaktı.” O an fark ettim ki, hayatın ne kadar karmaşık ve zorlayıcı olduğu her an bir parça umutla taçlanmış.
Ve yine, o çiçeklerin her biri gibi, bazen biz de solabiliriz. Ama o an da geçer, yeni bir şeyler başlar. Pazarda kaybolan zamanın, aslında zamanın nasıl bir değer taşıdığına dair derin bir mesaj verdiğini fark ettim. Belki de bu yüzden, Cayirova semt pazarı her gittiğimde beni bir şekilde bekliyordu. Ne olursa olsun, her pazarda bir umut vardı.
Sonuç
Cayirova semt pazarı, hangi gün olursa olsun, bana sadece sebzeleri ve meyveleri değil, hayatın gerçek anlamlarını da sunuyordu. Benim için pazarda geçirilen her an, bir yansıma gibiydi. Geriye bakıp, İstanbul’a her gidişimde bu pazarı hatırlayacağım. O pazar, bana hem hayal kırıklığını hem de umudu aynı anda öğretmişti. Çünkü bazen, hayatta bir şeyleri gerçekten görmek için, o şeylerin ne kadar kaybolacağını da bilmek gerek.
Bugün, Cayirova semt pazarının hangi gün olduğunu hatırlamıyorum. Ama her zaman bir şeyin farkında oldum: hayatta her şey bir araya gelmek için, sadece bir günü bekler.